yükleniyor...

ÇİNİ

Bir tür killi topraktan yapılan ve fırında pişirilen, bir yüzeyi sırlanmış, çeşitli renk ve motiflerle süslenmiş, seramik parçasına çini denir. Çini yapma sanatı da çinicilik diye adlandırılır. Doğu’da başlayan ve büyük ölçüde gelişen çinicilik, Araplar aracılığıyla Mallorca adalarına ve İspanya’ya, (Granada, Valencia, Toledo, Barselona, vb.) kadar yayılmış, 14. yy’da İtalya’da (Floransa, Siena, Urbino, Gubbio, vb.) çini atölyeleri kurulmuş, 16. yy’dan başlayarak, çini yapımı Avrupa’nın her yanında (Almanya, Fransa, Hollanda, Macaristan, İskandinavya, vb.) yaygınlaşmıştır.

Türk Çini Sanatı, Anadolu uygarlığını tarihi form ve inceliklerle kültürel bir miras olarak evlerimize kadar taşımaktadır. Kütahya Çinisi, İznik Çinisi, Türk Çinisi’nin vatanı olarak kabul edilmektedir. Çini sanatı bu topraklarda asırlık bir geçmişe sahiptir. Geleneksel Türk Sanatlarının en önemlilerinden biri olan Çini, genellikle mimari eserlerin, cami, köşk. saray, çeşme, türbe vb. yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılmış bir seramik ürünüdür. Türk Çinisi, iki bölüme ayrılmaktadır. Duvar Çinileri: Çini Sanatının ilk dönemlerinde “Kaşi” olarak nitelendirilirken, Batılılar tarafından “Tile-Art” olarak isimlendirilmektedir. Evani Çinileri: Tabak, kase, vazo, sürahi, bardak, kupa vb. seramik ürünlerinden oluşmaktadır. Kütahya Çinisi ve İznik Çinileri ‘sır altı’ çalışmalardır. İlk aşama olarak, desen tasarımı yapılacak formun bisküvileri hazırlanmaktadır. Daha sonra bisküvi formlar, ürünler, özel fırçalar ve su bazlı özel boyalarla oluşturulmaktadır. Konturu çizilen ve boyanan ürün, sır küpüne daldırılarak sırlanır ve sır küpünden çıkarılır. Çini ürünleri, odun fırınlarında fırınlanmaktadır. Sırlama yapılırken dikkat edilmesi gereken hususlar, fırın derecesinin ayarlanması, bekletilme süresi ile ürünler, fırında son hallerini almaktadır. Sır altı boyalar fırında oluşmakta ve parlaklık kazanmaktadır.

Günümüzde çini sanatı müzelerde de yerini almıştır.

İznik’te 14. yy’da başlayan çini üretimi önemini günden güne artırarak 16. yy’a kadar sürerken, aynı yüzyılda Bursa da, erken Osmanlı sanatının merkezi oldu. Beylikten imparatorluğu geçişin sağladığı olanaklar, Türk sanatını, dolayısıyla da Türk çiniciliğini olumlu yönde etkiledi. Gerek Bursa’da, gerek Edirne’de pek çok anıtsal yapı, 15. yy. Türk çinileriyle bezendi. 16. yy, başlarından kalma çini örneklerinin çok az olmasına karşın, İznik’te seramik üretiminin hızlandığı bilinmektedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıktığı yıllarda yaptırdığı yapılarda, bitkisel arabesk ile özgün sarmal motifli ejder ya da bulut gibi bazı Doğu figürlerini içeren çiniler kullanılmıştır. 1539’da İstanbul’da yapılan Haseki Medresesi ile Şehzade Mehmed Türbesi’nde (1543-1548),vb.örnekleri görülen bu çiniler, Süleymaniye camisinin yapılışına kadar kullanılmış, gene o dönemde çinilerde, süslemenin önemli öğelerinden yazı sanatına (hat) da, yer verilmeye başlanmıştır. Dönemin ürünlerinde ayrıca, saz adı verilen özgün bir yaprak motifine de rastlanır. Sarı ve fıstık yeşil, en çok kullanılan renklerdir; patlıcan moru, mavi, siyah ve beyaz renklerse, ikinci derecede kullanılmıştır. 16. yy’ın sonu ile 17. yy’ın başlarında üretilen çini ve seramik-lerde, renk sayısının arttığı görülür. En belirgin özellikleri de, sıralfinda hafif kabarık mercan kırmızısı kul-lanılmış olmasıdır. Mavi, yeşil, firuze, beyaz renkler yanında ender olarak pembe ile kahverenginin kullanılması tatlı bir uyum sağlamıştır.

Seramik